Tuşların Tıkırtısı blogu ile röportaj
Hoş geldiniz, röportaj isteğimizi geri çevirmeyip kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
Rica ederim, röportajınıza beni uygun gördüğünüz için asıl ben teşekkür ederim.
Öncelikle kendinizden bahsetmenizi rica ediyorum. Yani bilişim dünyasının dışındaki sizi tanımak istiyoruz. Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?
Aralık 1989, İzmit doğumluyum. Ailem okula erken yazdırdığı için yaşıtlarımdan 1-2 sene ilerideyim diyebilirim. 2006 yılında başladığım Elektronik Haberleşme ön lisans eğitimimi geçtiğimiz yıl tamamladım. Şu anda dgs sınavına hazırlanmaya çalışıyorum. Mükemmel bir şekilde hazırlanıyorum diyemem. Bunun nedeni asıl istediğim mesleğin grafik tasarım olmasından sanırım. Ayrıca gelecek sene AÖF’de işletme 3. sınıftan devam ederek lisansımı tamamlamayı düşünüyorum.
Onun dışında kendimi müzik, bilgisayar, internet, film, arkadaşlar ve kitaplar eşliğinde avutuyorum. Sevdiğim sanatçıların konserlerine gitmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince sosyal olmaya çalışıyorum ama sanırım hala asosyal sınıfındanım.
Bilgisayarla ilk olarak nasıl tanıştınız? İlk kullanım zamanlarınızda en çok ne yaparak vakit geçirirdiniz?
10 yıl önceydi sanırım. Dayım, kardeşim ve bana nasıl kullanılacağını öğretmişti. Midtown Madness diye bir oyun vardı, kardeşimle sürekli kavga ediyorduk oynayabilmek için. Sonrasında saat belirledik 1 saat ben 1 saat sen diye, karışıklık ortadan kalktı.
O zamanlar sürekli araba yarışları oynayarak zamanımı geçiriyordum diyebilirim. F1′de profesyonel olmuştum.. :p Sonrasında Sims‘le tanıştım, çok keyifliydi. Ama artık oyun oynamıyorum. Kendimi çok kaptırıyorum çünkü. Eğer başlarsam blogu falan kapatabilirim yani. (:
Blog yazmaya başlamadan önceki internet yaşamınızdan bahsedebilir misiniz ?
Pek farklı bir hayatım yoktu. Hatta herşey hala aynı. Tek fark içimi dökebileceğim yeni bir platform bulmam.
Blog yazma fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl başladınız?
İlkokuldan beri günlük tutmayı seviyorum. Basitçe, günlük tutma işini kağıttan ekrana aktarmak istemek diyebilirim. Hem böylesi daha zevkli hem de yaşadığınız bir olayı blogunuzda yazınca, aynı şeyi yaşayan bir okuyucu tarafından öneri alabiliyorsunuz. Kendinizi yalnız hissetmemenizi sağlıyor.
Blogunuza verdiğiniz isim nereden geliyor? Bize biraz blogunuzdan bahsedebilir misiniz?
Tuşların tıkırtısı… Adı üstünde desem yeridir sanırım.
Benim tuşlarımın tıkırtısı; çıkarttığı sesler benim düşüncelerimin yansıması…
Düşüncelerimin; içimdeki karmaşıklığın yansıması var blogumda. Her türlü şeyden bahsediyorum. Kimi zaman kendimce bir filmi eleştiriyorum kimi zaman dün yaşadığım şeyi yazıyorum. Çok kızgınsam herşeye lanet olsun da diyebiliyorum. (:
Blogunuza ne kadar vakit ayırıyorsunuz? Bunu yeterli görüyor musunuz?
Bazı günler hiç bakamıyorum ama baktığım zaman 3-4 saat ayırıyorum. Belli bir zaman aralığı yok aslında. Diğer blogları okumaya çalışıyorum, insanların yaşadıklarını okumak nedense zevkli geliyor.
Blogunuzu incelediğimizde gerçekten özgün bir içeriğe sahip paylaşımcı bir blog olduğunu görüyoruz. Belirli bir çizginiz var, bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?
İçimden geldiği gibi yazıyorum, blogumu özgün yapan da budur sanırım. Kim ne diyecek diye hiçbir zaman yazmadım, yazmam.
Her blogger kendi yazılarıyla özgündür zaten ama eğer biri beğenmedi diye o beğenilmeyen şeyi değiştirirse tüm orjinalliğini yıkar. İnsanın eğer yazacaksa içinden geldiği gibi yazması gerektiğini düşünüyorum, aksi halde çok itici ve yapay duruyor.
Blog yazmak için kendinizi zorunlu hissettiğiniz oluyor mu? Yoksa hala ilk günlerdeki gibi eğlenceli bir uğraş olarak mı görüyorsunuz?
Her gün yazacağım diye bir zorunluluk hissetmiyorum. Bazen hiç yazmak istemediğim oluyor ama bu beni uzaklaştırmıyor. Bunun sebebi, blogu kendimi en rahat ifade edebildiğim yer olarak görmem.
Blogunuzun dışında başka zaman harcadığınız projeleriniz var mı ?
Proje yerine geçecekse eğer şimdilik dgs adlı bir belayla uğraşmaktayım.
Türkçe içerikli bloglarla yabancı dillerdeki bloglar arasında sizce farklılıklar var mı? Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz?
Bence var. Yabancı dildeki bloglar bana çok soğuk geliyor. Blogu para kazanma aracı olarak gördükleri için içlerinden geldikleri gibi yaz(a)madıklarını düşünüyorum. Diğer insanların zevklerine göre değişiyorlar. Saray soytarısı gibi. Tabii hepsi için geçerli değil.
Bloglar özellikle son dönemde yüksek okuyucu sayılarına ulaştılar. Bloglar medyaya alternatif olabilir mi? Medya gibi gündem oluşturacak güce sahip olabilirler mi?
Gündem konusunda bilgisi olan blog yazarlarının yazılı veya görsel medyayı etkilememesi için bir sebep yok. Gazetede yazan bir köşe yazarıyla gündem hakkında yazan bir blog yazarının hiçbir farkı yok. Hatta internet ortamının gazeteye ulaşmaktan çok daha kolay olduğunu hepimiz biliyoruz.
Eminim bir çok blog yazarını takip ediyorsunuz ama şu an aklınıza gelen takip ettiğiniz bloglar hangileri?
Gerçekten çok fazla blogu takip ediyorum. Ama hergün ”Bakalım bugün ne yazmııış…” diye baktığım bir kaç blog var. Pucca Günlük, Üfürükten Prenses, Lasombra, voodoo girl gibi.
Son olarak blog hayatına henüz başlamamış yada yeni yeni yazmaya başlayan yada yazan ama istediği okuyucu kitlesini bir türlü elde edemeyen blog yazarlarına/adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?
Tavsiye edebileceğim tek şey samimi olmaları. İçlerinden geldikleri gibi yazsınlar ve gerçekten yazmak istiyorlarsa yazsınlar, okuyucu kitlesi için yazmasınlar. Okuyucu kitlesi için yazmak, okuyucunun isteğine göre yazmaktır bana göre.
Verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederek, röportajımızın sonuna geldiğimizi üzülerek de olsa söylemek zorundayım. Gerçekten çok güzel bir sohbet oldu. Başarılarınızın devamını diliyorum.
Ben de çok teşekkür ederim, gerçekten çok zevkliydi. Pdfdergi’ye de başarılar diliyorum.
Tuşların Tıkırtısı isimli bloga tuslarintikirtisi.blogspot.com adresinden erişebilirsiniz.
GTA oyununu bedava indir + Kablosuz ağ şifresi öğrenme programı + Ücretsiz Kurslar
BMW M3 oyunu bedava indir + Bedavadan iphone sahibi olun + usb bellekten xp kurun
Facebook' ta Paylaş Twitter' da Paylaş
Google Buzz' da Paylaş






